
Pazartesi günü televizyonun bozuk olduğunu fark ederek tamirciden randevu aldık ve beklemeye başladık. O gün gelmeyince mesaj attık ve arabasının bozulduğunu, ertesi gün geleceğini öğrendik. Şansa bakın ki ertesi gün de beli tutuldu ve evden çıkamadı. Sonraki gün televizyonun bozuk olan anteni nihayet tamir oldu ve 4 kanallı eğlence kutumuza kavuştuk. Ada böylece günde 1-2 saat ingilizce duymaya başladı... Marketten aldığımız ingilizce çizgi filmleri de düşünerek okula başlayana kadar dil sorununu halledeceğini umuyoruz.
Hafta arası SouthAustralia müzesini ziyaret ettik. Gerçekten zengin bir mekan. Resmi tarih 150 yıllık olmasına rağmen ilk yerleşim 40.000 yıldan daha eskiye dayanıyor ve dolayısıyla gösterecek çok şeyleri var. Ada özellikle içi doldurulmuş hayvanlar bölümünü, Senem aborijinlerin kültürlerinin tanıtıldığı bölümü, Murad ise yüzlerce mineralin ve kıtaya düşmüş meteorların sergilendiği bölümleri beğendi.
Avustralya'da ingiliz sistemi egemen olduğu için ödemeler haftalık yapılıyor. Bu sayede Senem ilk maaşını aldı, ama henüz vergi sistveremine dahil olmadığımız için bize turistlere uygulanan en yüksek vergi dilimi uygulandı, %45. Yani elimize beklentimizin altında bir miktar geçti, ama yine de Down Under'da para kazanıyor olmak güzel bir duygu. Ailemizin reisine teşekkür borçluyuz.
Cuma günü boş zaman milyoneri Murad ilk direksiyon dersini aldı ve gerçekten de hayatında ilk defa direksiyon başına oturuyormuş gibi hissetti. Haftalık çalışma saati 38 olduğu için Avustralyalılar cuma günleri işten erken çıkıyorlar. Trafik saat 15:00'ten sonra İstanbul'u değilse de İzmir'i aratmıyor. Arabanın sağında oturup onlarca arabanın içinde yolun solundan gitmeye çalışmak bir hayli ter kaybına sebep oldu. Haftasonu başladı ve önümüzde 2,5 güne yakın bir zaman dilimi var. Havalar yeterince ısınmadığı için belki denize girilemeyecek ama yine de şehirde hayat bizi bekliyor, yakalamak gerek ;-)
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilNe güzel! Daha orada gecireceginiz-umarım-cok gun varken bile, bir turist acelecigiyle günlerinizi doldurma telasina düsümüssünüz! :-)
YanıtlaSilNerede yasarsa yasasın insan hep günlerini içini -bizat kendi- doldurmalı zaten, başkasını beklemeden...
Zaten tanidigim Ertaylan ailesinden de farkli bir beklentim yoktundu aslinda. :-)
Sevdiğim bir kuzenimden duyduğum bir dörtlük buraya tam uyacak. Aşağı yukarı söyle bir şeydi galiba:
Life does not give joy itself,
Unless you really WILL it.
Life just gives you time and space,
It's up to you to FILL it.
Motivasyonunuz hiç dinmesin!! :-)
Hüsnü