Bu hafta boyunca neler yaşadık? Marsel İlhan ile önce sevindik, sonra üzüldük, derken sonra yine sevindik. Tenisçimiz ön eleme turlarını birer birer geçti, ana tabloya kalma maçı öncesi son maçını kaybetti. Ana tabloya kalan tenisçilerden biri sakatlanınca şansın da yardımıyla ilk maçını kazandı ve yerini hak ettiğini ispatladı. Üst turda çok sert bir rakibe (eski dünya 5 numarası) iyi mücadele etmesine rağmen elenmekten kurtulamadı. Sharapova'dan sonda Ivanoviç de elenince Murad tenise olan ilgisini kaybetti ve ekranın hakimiyeti kızlara geçti. Herhalde Federer ve Nadal eleninceye kadar da öyle kalacak!.. Diğer günler birbirinin kopyası şeklinde geçerken bu sabah sarı-kırmızı bir transfer haberi okuduk ve bir diğerinin de yolda olduğu haberini alınca azıcık heyecanlandık. Galatasaray bizim buraya göç ettiğimizi haber almış olacak ki renklere olan hasretinizi biraz olsun gidermek amacıyla Melbourne'e futbol okulu açma kararı almış. Resmi açılış Mart'ta olacak ve sürpriz davetliler arasında kim bilir hangi tanıdık simalar görülecek ;-) Sonuçta göz açıp kapayana kadar bir hafta daha geçmiş oldu.
Ayın 29'u Senem'in eve gelmesini takiben kendi evimize ilk parti eşya transferini gerçekleştireceğiz. Cumartesi günü kendimizi taşınma heyecanına kaptırmazsak denize gitmeyi düşünüyoruz... Pazar günü kesinkes taşınma ile geçecek ki ertesi gün Senem kendi evinden işe gidebilsin. Dün gidip çarşaf takımı falan aldık, herhalde Mart başına kadar sarf malzemesi dışında başka alışverişimiz olmaz. Mart başında ev sahiplerimiz 1 aylık uzakdoğu seyahetlerinden dönüp, kendi yeni evlerine taşınacak ve bizim eşyalarımızın da denizaşırı yolculukları kazasız belasız tamamlanırsa taşlar yerli yerine oturmuş olacak. Herşey domino gibi birbirini etkilediği için kesin plan yapmak çok kolay değil. Allahtan bizler olabildiğince esnek ve adaptasyon kabiliyetleri yüksek tipleriz. Murad kızlar kadar başarılı değil tabii, o biraz stres yapıyor ;-)
Normalde bu haftanın en önemli işi ehliyet sınavına girmekti, ama Murad'ın direksiyon hocası bilmediğimiz bir ayrıntıdan bahsedince, iyi ki de etmiş, birkaç ay daha Türkiye ehliyeti ile araba kullanmaya karar verdik. Yazılı sınavdan sonra size 1 aylık geçici Avustralya ehliyeti veriyorlar, ama uluslararası ehliyetinizi iptal ediyorlarmış. O bir ay içinde direksiyon sınavını geçtin geçtin, aksi takdirde yeni baştan kursa yazıl, öğrenci ehliyeti al, 1 yıl sonra deneyimli şoför ol, ondan 1 yıl sonra da "full-ehliyet" kazan gibi bir süreç var. Güzel Türkçemiz ile ifade etmek gerekirse, ölme eşeğim ölme ;-) Hal böyle olunca iki ayağı bir pabuca sokmayalım dedik ve dolayısıyla bu hafta da oldukça rutin geçti. Sabah kahvaltısı sonrası çocuk parkında yürüyüş, dönüşte bilgisayardan günlük gazeteler, öğle yemeği sonrası baba-kız biraz kestirmek, çizgi filmlerden forsat bulursak biraz tenis, akşam yemeği için market alışverişi ve Ada'yı yatırdıktan sonra Blockbusters'tan kiraladığımız filmler arası bir tur. İnternetten takip edebildiğim kadarı ile Cimbom bombaları patlatıp yüzleri güldürüyor... Darısı diğer takımlarımızın başına!
Henüz Ada'ya bakıcı ayarlamadığımız için Avatar'a gidemedik, ama önümüzdeki 1 ay içinde vizyondan kalkmaz ise 3-D olarak bu görsel şöleni izlemeyi istiyoruz. Seyredenler yorumlarını paylaşırsa (filmin sonunu söylememek kaydıyla :-)) makbule geçer. Günlerinizin dolu dolu geçmesi dileğiyle, hoşça kalın!..
naapıyonuz ulan skypr ıle hıc cıkmıyonuzzzz
YanıtlaSil