
Haftayı yarıladık. Dün sabah önce Hipopotam'ın göz muayenesi için Mazda servisine gittik, sonra da Senem'e kıyafet alışverişi yapmak için Ada ile merkeze indik. Sol gözünün parlaklığı artırılarak sağ gözüyle eşitlenen Hippo'yu otoparka bırakıp aile reisimizin işyerine yürümemizle onun asansörden çıkması denk geldi. Elinde Türkiye'den bir hediye paketi ile bizi karşıladı, içinden Ada'nın minik ellerini şablon olarak kullanıp rengarenk hayvan resimleri çizmesini sağlayacak yaratıcı bir elişi kitabıyla klasik müzik eserlerinden oluşan toplama bir albüm çıktı. Paketin üzerindeki damgalardan postada geçen sürenin sadece 8 gün olduğunu görerek şaşırdık. Aferim telefon'u sadece isminde kalmış PTT'ye ;-) Bu arada buranın postacılarına da yuh olsun, ayın 17'sinde yolladığımız kartlar hala sevdiklerimize ulaşmamış!
Birkaç vitrin gezdikten sonra fiyatların aç karnına bizi korkutmaması için ayaküstü tıkınmaya karar verdik. Gerçekten de dolu midenin verdiği mutluluk etiketlerdeki rakamların gözümüze daha hoş görünmesini sağladı. İşe bir çift ayakkabı ile başlamıştık ki, küçük hanımın siyah kuğu ve ördek aşkı depreşti. Cüzdanları boşaltamadan Torrens nehrine doğru yürüyüşe geçtik. Sıcağın etkisiyle çimenlerde mayışmış ördeklerin bizi karşılaması uzun sürmedi. Az sonra iki adet siyah kuğu da elimizde yiyecek olup olmadığını öğrenme çabası içine girdiler. Yemek olmadığı çarçabuk anlaşıldı ve bize olan ilgileri anında dağıldı. Herkesin bir gölge bulup kendi halinde dinlendiği mola sırasında Senem'in aklına otoparkın diğer tüm işyerleri gibi saat 17:00'de kapanabileceği aklına geldi. Apar topar dönüş yolculuğu başladı ve saat 17:20 gibi ancak arabaya varabildik. Neyse ki kapanış saati 17:30'muş, oh yetiştik derken ücretin 20 dolar tuttuğunu görünce neşemiz yarım kaldı. Yine de bardağın dolu tarafına bakmayı ihmal etmedik, eğer arabaya geç kalsaydık eve otobüsle gidecek ve ertesi gün 50 dolar vermek zorunda kalacaktık. Otoparkın parası da üstüne eklenince ayakkabının maliyeti epeyce artmış oldu ve alışveriş bu haftalık sona erdi.
Ev programı ise hemen hergece aynı. Yemek, yemek sonrası aile ile SkyPe görüşmesi, Ada'yı yatırmak ve gecelerin en büyük eğlencesi 55 ekran televizyon. Neyseki pansiyon sahibimiz DVD-oynatıcıyı bize çok görmemiş de her gece en az iki bölüm Grey's anatomi seyredebiliyoruz. Senem'in ısrarlarına rağmen Lost'a sarmadım ama dizideki doktorlar aile fertlerimiz gibi oldu, hepsinin tüm sırlarına vakıfız ;-) Şimdilik bu kadar, çünkü yemek saati... Aşçı kaytardığı için dümencilikten aşçılığa terfi eden Senem bize sultan kayığı yaptı. Merak edenlere kısa tarif; Kabakları dikine kesip ortalarını oyun ve sandalların boşluğuna önceden hafifçe kavurulmuş tavukları oturtun. Üstüne beşamel sos döküp, kaşar rendesi serptikten sonra fırına verin. Afiyet olsun! Ağzınızın tadını hiçbir şeyin kaçıramayacağı, keyifli günler diliyoruz.
Kart bugün geldi daha ama cok gusel yazmissiniz cok duygulandik coook dusuncelisiniz sizi cok seviyoruz :)
YanıtlaSil