Sevenler sağ olsun bugünlerde hatırımızı daha sıkça soruyorlar, çünkü dünya basınında Brezilya ve Avustralya'daki seller ilk sırada... Evlere giren timsah ve yılanlar, kaybolan yüzlerce kişi, sular altında kalan Türkiye büyüklüğünde topraklar vs. Queensland oldukça tropik bir bölge ve elbette bir kısmı doğru bir kısmı abartılı, ama bazı görüntüler gerçekten de ağzımızı açık bırakıyor... Mesela şehrin göbeğinde başı boş bir feribot yüzüyor ve dalgalarla sağa sola çarpıp yıkıma katkı yapıyor. Halatlarla bağlayacak bir yer bulunamadığı için feribotun batırılması düşünülüyor ki binalara daha fazla hasar vermesin! Hollywood senaristlerine ilham verecek dehşetli hadiseler yaşanıyor ve biz de aynen film gibi ekran başında izliyoruz.
Göçmenlik aşamasında Brisbane da üç alternatiften biriyken biz ne mutlu ki Adelaide'i tercih ettik ve burası ile felaket bölgesi arasındaki mesafe neredeyse İstanbul-Berlin kadar... Dolayısıyla içiniz rahat olsun, emniyetteyiz.
Brisbane tarihinde daha önce de büyük sel baskınları yaşanmış ama yine de zaman içinde rehavete kapılmışlar ve gerekli önlemler ne yazık ki alınmamış. Aklımıza ister istemez İstanbul için öngörülen büyük deprem ve bir türlü alınmayan tebirler geliyor... Allah sevdiklerimizi korusun demek dışında elimizden bir şey gelmiyor.
Bu hafta burası da sağanak yağışlara teslim olmuş durumda. Geçen sene 43 derecelerde seyreden hava sıcaklığı 28i geçmiyor, rüzgar da cabası... İstatistiklere göre en kurak kıtanın en kurak eyaletinde yaşıyoruz ve geçen sene bahçeyi sulamak için belediyeden izin almak gerekiyordu... Bu sene ise barajlar dolma noktasına geldi ve sulama için gün kısıtlaması kalktı. Bu gidişle birkaç seneye istatistikler de değişirse şaşırmam. Beni eskiden beri tanıyanlar, şom ağızlılığıma, düz tabanlığıma falan yoruyorlar ama inanın bu kadarına benim tepemdeki kara bulutlar bile yetmez ;-) Herşeye rağmen şikayetimiz yok tabii, kızgın güneşte kavrulmaktansa serin yağmurlarda ıslanmak yeğdir. Sevgiyle kalın!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder